HİZMET MUVAFFAK OLSUN

HİZMET MUVAFFAK OLSUN
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 4- CAFER-İ SADIK (K.S.)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 58
Kayıt tarihi : 14/10/10
Yaş : 38

MesajKonu: 4- CAFER-İ SADIK (K.S.)   Perş. Ekim 14, 2010 9:54 pm

Silsile-i Saadet’ in dördüncüsünü teşkil eden Cafer-i Sadık, hicri 83 yılının Rebiul evvel ayının son yedinci günü Medine-i Münevvere’de doğdu. İmam-ı Muhammed Bakır’ ın en büyük oğludur. İmam-ı Azam Hazretleri, Cafer-i Sadık’ın manevi himayesinde, onun ders ve sohbetlerine devam ederek kendisini yetiştirdi. Cafer-i Sadık Hazretlerinde iki yol birleşmiştir. Birisi: Ebu Bekir (R.A.), Selman-ı Farisi ve Kasım Bin Muhammed’ den gelen nübüvvet kemalatı. Diğeri de Hazreti Ali ( R.A.), Hasan, Hüseyin, Zeynel Abidin ve Muhammed Bakır yolu ile gelen velayet kemalatıdır. Cafer-i Sadık (K.S.) on iki imamdan biridir. Bütün ilim ve rumuzlarda kamil noktada idi. Namazda kendinden geçerek düştüğü zamanlar oklurdu. Hicri 143 yılı Recep ayının 12. Gecesi Pazartesi günü yine Medine’de 65 yaşında iken vefat eyledi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hizmetmuvaffakolsun.yetkinforum.com
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Yaşadığı Devrin Bazı Hususiyetleri   Ptsi Ekim 18, 2010 3:38 pm

İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri siyâsetten tamamen uzaklaşmış, Medîne'de ilimle meşgûl olmuş ve bu şekilde Emevîlerin baskılarından kurtulabilmiştir. Abbâsîler devrinde de siyasî-idâri tutum açısından önemli bir değişikliğin olmadığını görerek kendisini ilme vakfetmiştir. Bilhassa amcazadeleri Muhammed en-Nefsüzzekiyye ile İbrâhim bin Abdullah'ın H.145 (M.762) yılındaki isyanlarına muhalefet etmiş, onlara, başarılı olamayıp öldürülebileceklerini söylemiştir. Rivayetleri Buhâri'nin el-Câmi'us-sahîh'i dışında Kütüb-i Sitte'de yer almıştır.

Buhârî'nin bu eserinde İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri'nden rivayette bulunmaması, onun hadis konusunda zayıf oluşu yüzünden değil meclisine girip çıkan bazı kimselerin kendisinin söylemediği münker ve mevzû hadisleri ona isnat etmeleri sebebiyledir.

İnsanların din konusunda bilmeleri zaruri olan başlıca hususlar: Allah'ı kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olarak tanımak, O'nun nimetlerini ve O'na karşı yapılması gereken vazifeleri bilmek, küfür ve dinden dönmeye sebep olacak şeylere vâkıf olmak şeklinde gösteren İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretlerine göre Allah hiç bir şeye benzemez, hiçbir şey de O'na benzemez. Allah kulların tasavvur ettiği her türlü hayal ve vehmin ötesindedir, gözler O'nu idrak edemez.

İnsanların kendi istekleri ile yaptıkları fiillerin kendilerine nisbet edi-leceğini, fiillerin hayır veya şer olmasından dolayı mükâfat ve ceza gö-receklerini belirten İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri, kıyamet gü-nünde Allahın bütün mahlukatı toplayacağını, onları emirlerini yerine getirmemekten dolayı mesul tutacağını, iradeleri dışında maruz kaldıları şeylerden dolayı ise sorumlu tutmayacağını söylemiştir.

Büyük günah işleyen kimsenin durumu hakkında ona nisbet edilen görüş, günahkâr müminin günahı miktarınca azap gördükten sonra ce-hennemden çıkıp cennete gireceği şeklindedir. Ona göre büyük günahlar: Şirk, Allahın rahmetinden ümid kesmek, ebeveyne itaatsizlik, adam öldürmek, namuslu kadınlara zina isnadında bulunmak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, yalan yere yemin etmek, faiz, zina, hıyanet, zekât vermemek, yalancı şahitlik, içki içmek, namazı terketmek, ahdi bozmak, akrabalık münasebetini kesmek, yalan söylemek, Allah'a karşı nankörlük, ölçü ve tartıda hile yapmak, livâta ve bid'at olmak üzere yirmiyi aşkındır.

İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri rec'at, bedâ (İmamların yeniden dirilip yaşamaları), tenâsüh (Ruhların vücuttan vücuda geçmesi), gaybet (gözden kaybolmak), hulûl ve teşbih ile ilgili şia inancının esasını teşkil eden hususlardan tamamen uzaktır. Livata ve müt'a nikahı hakkında ona nisbet ettirilen sözler uydurma ve iftiradır.

İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri H.148 (M.765) senesi Recep ayının on beşinde Pazartesi günü Medine'de vefât etti. Kabri, Cennet-ül-Bâkî'de olup, babası ve dedesi yanındadır.

(Kaddesallâhü sirrahül aziz)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Mübarek Sözlerinden   Ptsi Ekim 18, 2010 3:38 pm

—"Bir iyiliğin tamam olması için, şu üç şeyi yapman gerekir:

1) Ettiğin iyiliği gözünde küçük göresin.

2) Ettiğin iyiliği gizli tutasın, yaymayasın.

3) Ettiğin iyilikte acele edesin; ağırdan almayasın."

—"Akıl kadar ihtiyaç duyulan bir mal yoktur.

Cahillikten daha büyük bir musibet olmaz.

Danışmak kadar büyük yardımcı bulunmaz."

—"Dikkat ediniz, Allahü Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

—"Ben eli açık cömerdim, ikram sahibiyim; şahsiyeti düşük olan bana yakın olamaz."

—"Bir kimse sanırsa ki; Allâhü Teâlâ bir şeydedir, bir şeyden parçadır, bir şeyin üstündedir, o kimse şirke düşmüştür. Çünkü Allâhü Teâlâ, bir şeyin üstünde olursa taşınmış olur, bir şeyde olursa sınırlı olur, bir şeyden parça olunca da yaratılan bir şey, sonradan olma bir şey olur. "

—"Bir gün kendisine sordular:

—"Neden duâ ediyoruz da kabul olmuyor?."

Şu cevabı verdi:

—"Çünkü, kime duâ ettiğinizi bilmiyorsunuz. "

Vücudunun iç kısmına kaba, kısa yünden cübbe giyerdi. Dış kısmına dakıymetli elbise giyerdi. Soranlara şöyle derdi:

—"İçimizdeki cübbeyi Allah için giyeriz; elbiseyi ise sizin için giyeriz. Allah için olanı gizledik, sizin için olanı da açığa çıkardık."

—"Eğer bir günah işlersen, hemen Allah'tan bağışlanmanı dile, istiğfar et. Zira işlenen günahlar, henüz yaratılmadan önce insanların boyunlarına asılan yaftalar gibidirler. Olmaya ki, bağışlanmanı dilemeyi bırakıp hatalarda israr edesin."

—"Allâhü Teâlâ, dünyaya şöyle vahyetti:

-Bana hizmet edene sen de hizmet et; bana hizmet etmeyeni de kendine hizmet ettirip yor. "

—"Yalancının mürüvveti olmaz. Başkasının iyiliğini çekemeyen hasetçi rahat yüzü görmez. "

—"Cimrinin dostu olmaz. "

—"Kötü huylu kimse büyük sayılmaz. "

—"Allah'ın haram ettiği şeylerden elini çekip onun emirlerine sarıl ki, ibadet ehli biri olasın, adın da âbid ola. Allah'ın sana verdiği payla gönlünü hoş tut ki, Müslüman sayılasın"

"Beş kimse ile berâber bulunmaktan sakın: Birincisi, yalan söyleyenden sakın. Çünkü ona dâimâ aldanırsın. İkincisi, cimriden sakın. Üçüncüsü, ahmaktan yâni aklı az olandan sakın. Çünkü en çok işine yarıyacağı zaman, seni bırakır. Dördüncüsü, kötü kalbli kimseden sakın. Çünkü işi bozulunca seni harcar. Beşincisi, fâsıktan yani günah işlemekten utanmayan kimseden sakın! Çünkü seni bir lokma ekmeğe satar."

"Bir mümin kardeşine âit hoş olmayan bir iş duyarsan, birden yetmişe kadar özür kapısını araştır. Bulamazsan belki benim anlamadığım özür kapısı vardır de ve kapa."

"Müslüman kardeşinizden mânâsını anlamadığınız bir söz duyarsanız, iyiye yorunuz. Daha iyisi kâbil olmayacak kadar iyiye yorumlayınız. Anlayamamaktan dolayı kendinizi ayıplayın."

"Bir hata işlediğiniz zaman istiğfar edin. Hatâda isrâr helâk olmaya sebebtir. Bir kimse geçim darlığı çekiyorsa istiğfâra devâm etsin."

"Mihnete (sıkıntıya) hamdetmeyen, nîmete şükretmez."

"Perşembe günü ikindi vakti olunca, Allahü Teâlâ, meleklerini gökten yere indirir. Meleklerin yanında gümüşten sâhifeler ve altından kalemler vardır. Ertesi gün güneş batıncaya kadar Resûlüllaha okunan salevâtı yazarlar."

"Bu dört şeyi, her şerefli kimsenin yapması gerekir. Yapmaması ona yakışmaz:

1.Bulunduğu meclise babası gelirse ayağa kalkmak.

2.Müsâfire hizmet etmek.

3.Yüz tâne hizmetçisi olsa, muhtaç olmadığı zaman bineğine yardım istemeden binmek.

4.İlim öğrendiği hocasına hizmet etmek."

"Bir kimse, sevdiği bir malının elinde devamlı kalmasını isterse, ona baktıkça, "Mâşâallah, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (yâni, Allah'ın dilediği olur, kuvvet O'nundur) desin!"

"Malı ve evlâdı çok olmasını isteyen, nebâtî, sebze yemek çok yesin!"

"Din âlimleri fakihler, sultanların, devlet adamlarının kapısına gidip, onlara yaltaklanmadıkça peygamberlerin vekilleridir."

"Namaz, her takvâ sâhibi için yakınlıktır. Hac, her güçsüzün cihâdıdır. Bedenin zekâtı oruçtur. Amel, ibâdet, hayırlı iş yapmadan karşılık bekleyen, yaysız ok atana benzer."

"Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız. Zekât vererek mallarınızı koruyunuz. İktisâd eden, tasarrufa riâyet eden aldanmaz. Tedbirli, düzenli yaşamak, geçimin yarısıdır. İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır."

"Ana-babasını üzen, onlara isyân etmiş olur. Musîbet zamânında dizini döven, sevâbından mahrûm olur. Allahü Teâlâ sabrı musîbet miktârınca indirir."

"Takvâdan, Allahü Teâlâdan korkup haramlardan sakınmaktan daha üstün azık yoktur. Susmaktan güzel şey yoktur. Bilgisizlikten zararlı düşman yoktur. Yalandan büyük hastalık yoktur."

"Günahlara tövbe etmeyi geciktirmek, Allahü Teâlâya karşı mağrûr olmak, kibirli olmaktır."

"Uzun emel sâhibi olmak ve herşeyi sonraya bırakmak, perişanlık ve düşüncesizliktir."

"Allahü Teâlânın yarattığı işlere karışmak, felâketine sebeb olur. Meselâ, Allah bana mal verseydi, hacca giderdim. Sıhhat verseydi ibâdet ederdim... gibi sözler söylemek, kişinin helâkidir."

Dört şey vardır ki, onların azı da çoktur:

1. Ateş, 2. Düşmanlık, 3. Fakirlik, 4. Hastalık."

"Kız evlâtlar, ana-babası için hayır hasenâttırlar. Oğlanlar ise, nîmettirler. Hasenât sâhibi olanlar sevâb kazanır. Nîmetlerden ise hesâba çekilir, suâl sorulur."

"Bir kimse, kusûr, günah işlediği zaman utanmıyorsa, yaşlandığı zaman pişmanlık duyup kötü işlerinden vaz geçmese ve tenhâ bir yerde olduğu zaman Allahü Teâlâdan korkmazsa, onda hayır yoktur."

"Üç şey vardır ki, müslümanları çok azîz şerefli eder:

1.Kendisine zulüm edeni affetmek.

2.Kendisine bir şey vermeyene iyilikte bulunmak.

3.Kendisini aramayanları arayıp hâllerini sormak."

Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bâzıları şunlardır:

Peygamber efendimiz buyurdu ki:

"Allahü Teâlânın hidâyete kavuşturduğunu kimse saptıramaz. Allahü Teâlânın hidâyet vermediğini, kimse hidâyete erdiremez. Sözlerin en iyisi, Allahü Teâlânın kitâbıdır. Yolların en iyisi, Muhammed aleyhisselâmın gösterdiği yoldur. İşlerin en kötüsü, bu yolda yapılan değişikliklerdir. Bid'atlerin hepsi, dalâlettir, sapıklıktır."

"İlim, hazînedir. Anahtarı, sorup öğrenmektir. İlmi isteyiniz ki, Allahü Teâlâ size merhamet etsin. İlim öğrenmekte dört kişiye sevâp vardır. Talebeye, hocaya, dinleyenlere ve onlara yardım edenlere."

Rivâyet ettiği hadîs-i kudsî:

"Lâ ilâhe illallah kal'amdır. Bunu okuyan kal'aya girmiş olur. Kal'ama giren de azâbımdan kurtulur."

İmâm Ahmed bin Hanbel Hazretleri Müsned'inde buyuruyor ki: Cebrâilin Allahü Teâlâ'dan naklen, Peygamber efendimize; "Lâ ilâhe il-lallah hısnî, men kâlehâ, dehale hısnî ve men dehale hısnî, emine min azâbî" şeklindeki duâyı her kim rivâyet edenlerin ismiyle, inanarak ihlâsla bir deliye veya hastaya okursa şifâ bulur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Sarı Kaftan   Ptsi Ekim 18, 2010 3:39 pm

Amcasının oğlu Abdüllah b. Muhsî Haşimoğullarının büyüğü idi; Muhammed'in kardeşinin de babası.

İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri'ne elçi gönderdiler ki, bu iki kardeşe biat ede. İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri şöyle dedi:

—"Hilâfet, biat ne benim içindir; ne de onlar için.. O, sarı kaftan giyen, çocuklarını onunla oynatan kimse içindir."

O sırada Mansur Abbasî de orada bulunuyordu, üzerinde de sarı kaftan vardı.

Durum, dediği gibi çıktı; Mansur halife oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Arslan Parçaladı   Ptsi Ekim 18, 2010 3:39 pm

Bir gün amcası Zeyd hakkında, Kelb kabilesinden Hakem b. Abbas'ın ileri geri sözlerini duydu; Şöyle bir şey demişti:

Astık sizin için Zeyd'i hurma dalına;

Görmem dürüst asılanı hurma dalına..

Onun böyle dediğini duyan İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri, çok üzüldü ve şöyle dedi:

—"Allah'ım, onun üzerine köpeklerinden bir köpeği sal."

Çok geçmeden o adamın üzerine bir arslan saldırıp parçaladı.

Taberî'de yazılıdır. "Vehb anhlatıyor:

—"Leys b. Saad'in şöyle dediğini dinledim: "Hicretin 113. (M.736) yılında hacca gitmiştim. İkindi namazını kıldıktan sonra, Ebu Kubeys Dağı'na çıktım. Bir de baktım ki; bir kimse oturmuş, duâ ediyor ve şöyle diyor:

—"Yâ Rabbi, yâ Rabbi!."

Bu sözü o kadar söyledi ki, sonunda nefesi kesildi.

Daha sonra şöyle demeye başladı:

—"Ya Hayy, ya Hayy!."

Yine nefesi kesildi. Bundan sonra da, şu dilekte bulundu:

—"Allahım, canım taze üzüm istiyor; bana üzüm yedir. Hırkam da eskidi, beni giydir."

O, bu sözünü tamamlamadan gördüm ki, içi üzüm dolu bir sepet.. O gün, yer yüzünde üzümün olması mümkün değildi. Bir de iki hırka gördüm ki; onların benzerini görmemiştim.

Gelen üzümden yemek istediği zaman, yanına gittim şöyle dedim:

—"Bu işte ben de ortağım, Sen duâ ettiğin zaman ben de, "Âmin!." diyordum.

Şöyle dedi:

—"Öyle ise ye, ama ondan bir şey alıp saklama, sonraya da bırakma."

Bundan sonra da, gelen hırkanın birini bana verdi. Dedim ki:

—"Benim ona ihtiyacım yok."

Bunun üzerine birini giydi, birine de sarındı.

İki de gösterişli elbisesi vardı. Onları da alıp olduğu Ebu Kubeys Dağı'ndan indi. Ben de peşindeydim. İner inmez, kendisini bir adam karşıladı, şöyle dedi:

—"Ey Resulüllah'ın oğlu, beni giyindir."

Onun böyle demesi üzerine, gösterişli elbiselerinin ikisini de ona verdi. O elbiseleri alan kimseye sordum:

—"Sana bunları veren kimdi?."Şöyle dedi:

—"O, İmam İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleridir.

O kimsenin böyle demesi üzerine hemen İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretlerini aradım ki, kendisinden yararlı şeyler işiteyim, hadis-i şerif, haber duyayım. Fakat bulamadım. kaybolmuştu..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Şakinin Ölümü   Ptsi Ekim 18, 2010 3:40 pm

Şakinin biri İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri'nin azadlı kölesini sebepsiz yere öldürmüştü. Bunu duyunca, İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri çok üzüldü. Gece sabaha kadar namaz kıldı, o azgın adamı Allah'a havale etti. Seher vakti , henüz tam sabah olmadan o şakinin ölümüne ağlayanların sesleri duyulmaya başlandı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Yüksek Hallerinden   Ptsi Ekim 18, 2010 3:40 pm

Bir gün, İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri Emevî halifelerinden Mansur'a gammazladılar. Hacca gittiği zaman, İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri ile onu gammazlayan huzura çıkarıldı. İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri gammaza şöyle dedi:

—" Söylediğinin doğruluğu üzerine yemin eder misin?. "

Gammaz şöyle dedi:

—"Evet, yemin ederim. "

Sonra yemin etti. Bunun üzerine İmam Cafer-i Sâdık (k.s.) Hazretleri, halifeye dönüp şöyle dedi:

—"Hayret!. Gördüğüm gibi yemin de etti."

Ondan sonra da gammaza dönüp şöyle dedi:

—"Sen şöyle diyerek yemin edeceksin: "Allah'ın gücünden, kuvvetinden uzak olup kendi gücüme, kuvvetime sığınıyorum ki, Cafer şöyle şöyle dedi. "

O gammaz, önce böyle bir yemin etmek istemedi. İsrar edilince bu yemini etti.. Yeminini tamamlayamadan da olduğu yerde düşüp öldü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Oğluna Nasihatı   Ptsi Ekim 18, 2010 3:41 pm

İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretlerinin, oğlu Mûsâ Kâzım Hazretlerine nasîhatı:

—"Ey oğlum, kendi rızkına râzı ol! Kendi rızkına râzı olan, kimseye muhtâc olmaz. Gözü başkasının malında olan, fakir olarak ölür. Allâhü Teâlânın taksim ettiği rızka râzı olmayan, O'nu kazâ ve kaderinde, dilediğini yaratmakta töhmet altında tutmuştur. Kendi kusurlarını küçük gören, başkasınınkileri büyütmüş olur. Her zaman kendi kusurlarını büyük gör. Başkasının gizli bir şeyini açığa vuranın, evindeki gizli şeyler herkesçe bilinir.

"Kardeşi için kuyu kazan, o kuyuya kendisi düşer. Ahmaklar arasında bulunan horlanır, âlimler arasında bulunan hürmet görür.

"Ey oğlum, insanlara kızmaktan çok sakın, yoksa sana da kızarlar. Boş iş ve söze karışmaktan sakın, sonra aşağılanırsın."

"Ey oğlum, lehinde veya aleyhinde de olsa, hakkı ve doğruyu söyle! Böyle yaparsan herkes seninle istişâre eder danışır fikrini alır."

"Ey oğlum, arkadaşlık yaptığın, ziyâretine gittiğin kimse, iyi ahlâk sahibi olsun, kötü ahlâkı olanlarla arkadaşlık etme, onlarla görüşme! Çünkü onlar, suyu olmayan çöl, dalları yeşermeyen ağaç, ot bitmeyen topraktırlar."

"Ey oğlum, Allahü Teâlânın kitâbını okuyucu, iyilikleri emredici, kötülükten nehyedici, sana gelmeyene sen gidici, seninle konuşmayanla konuşucu ol! İsteyene ver. Gıybetten, koğuculuktan sakın. Çünkü söz taşımak, insanların kalbinde düşmanlığı arttırır. İnsanların ayıplarını görme. İnsanların ayıplarını gören, onların hedefi olur."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: İtiraz Edenin Hali   Ptsi Ekim 18, 2010 3:41 pm

Hakem bin Abbâs-ı kelbî buyuruyor ki;

—"Benim Zeyd isminde bir amcam var idi. O, İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretlerine çok îtirâzda bulunurdu. Bir gün bir hurma mevzuu açıldı. Yine çok îtirâzda bulundu ve; "İmam Ca'ferüs-Sâdık nerede, böyle işler nerede?" dedi. İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri'nin bu sözden haberi oldu ve şöyle buyurdu:

—"Yâ Zeyd-i Kelbî, eğer böyle bir şey varsa, Allâhü Teâlâ sana, kelb büyüklüğünde bir hayvan musallat etsin ki o hayvan seni helâk etsin."

Bir gün Zeyd bir yere giderken, yolda köpek büyüklüğünde bir arslan saldırdı ve onu öldürüp ciğerlerini söktü. Bu olaydan sonra kimse İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretlerine îtirâzda bulunmadı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Geri: 4- CAFER-İ SADIK (K.S.)   Ptsi Ekim 18, 2010 3:43 pm

Bir şahıs, İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretlerinden, Allâhü Teâlânın kendisine çok mal verip, çok hac yapması için duâ buyurmasını istedi. O da;

—"Yâ Rabbî! Buna elli hac yapacak kadar mal ver!" diye duâ etti. O şahıs elli hac yaptı. Elli birinci hac için Cühfe denilen yerde gusül edecekti. Sel geldi ve orada vefât etti.*************************************
İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri duâsı makbûl olanlardandı. Allâhü Teâlâ'dan bir şey istediğinde daha sözü bitmeden isteği verilirdi. Bir gün yalnız başına yolda gidiyordu. Kendisini sevenlerden biri de arkasından yürüyordu. Bir ara İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretleri;

—"Yâ Rabbî! Elbisem yoktur, bana elbise gönder." buyurdu. Aniden bir paket içinde elbise geldi. Arkadan tâkip eden zât evlerine kadar geldi. Hazret-i İmâma;

—"Ey efendim, siz duâ ederken ben de âmin dedim. Eski elbiselerinizi bana verin." dedi. Bu söz İmam Ca'ferüs-Sâdık (k.s.) Hazretlerinin pek hoşuna gitti ve elbiselerini ona verdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
vahit koç

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 14/10/10

MesajKonu: Geri: 4- CAFER-İ SADIK (K.S.)   Ptsi Ekim 18, 2010 7:26 pm

Ebu Abdullah lakabı ile anılan Ca'fer, Sâdık lakabının sahibidir. Hayatında hiç yalan konuşmadığı için bu lakabı almıştır. Ca'fer güleç yüzlü, tatlı sözlü bir zattı. Başı büyükçe, cismi nurluydu. Teninin rengi beyaz kırmızı karışımı pembesiydi. Büyükdedesi Hz. Ali (r.a)'ye çok benzerdi.

Altın silsilenin beşinci halkasını oluşturan Ca'fer-i Sadık, hem Hz. Peygamber (s.a)'in nesl-i pâkinden, hem de Hz. Ebu Bekir (r.a)'in. Babası Muhammed Bakır, Hz. Hüseyin'in torunu; annesi Ümmü Ferve Hz. Ebu Bekir'in torunu ve altın silsilenin dördüncü halkası, oluşturan Kasım b. Muhammed'in kızıdır. 83h./702m. yılında Medine'de doğdu. Tebe-i tabiin neslinden pek çok tabiinden hadis aldı. Babası Muhammed Bakır, Ata, Urve ve Zühri'den rivayetlerde bulundu. Kendisinden de Şube, oğlu Musa Kazım, Yahya b. Said ve Ebu Hanife ve daha pek çok kimsenin rivayetleri vardır. Buhari dışında bütün kütüb-i sitte müelliflerinin kendisinden rivayetleri bulunmaktadır. Bütün maddi ve manevi ilimlerle meşgul. Maddi ilimlerde aklıyla maddeyi tasarrufu altına alma özelliğine sahip. Kimya, fizik ve cebir ilimlerinde en önde. İslam'ın kalplerin keşfiyle meşgul olduğu kadar, akılla maddenin sırlarını keşfini emrettiğini gösterdi. Cebir ilminin mucidi sayılan Cabir b. Hayyam onun talebesi ve bu ilimde ondan çok şeyler öğrendiği nakledilir. Ayrıca tasavvufi tefsir dediğimiz işarî tefsirde ilklerden.

Müntehabat şeklinde bazı ayetlere yazdığı tasavvufi tefsir günümüze ulaşmıştır. İmam-ı Azam Ebu Hanife ile çağdaş, aynı yaşlarda olduklarına bakılırsa, iddia edildiği gibi İmam-ı Azam'ın üvey babası olma ihtimali uzaksa da dostluk ve yakınlıkları biliniyor. Hatta Ebu Hanife'nin onu tanıdıktan sonra hayatında meydana gelen manevi değişikliğe işaret için:

"Son iki yıl olmasaydı, Numan helak olurdu" dediği söylenir.

H.148/M.765 yılında vefat eden Ca'fer-i Sadık, Cennetü'l-Baki mezarlığına babası Muhammed Bakır ve dedesi Ali Zeynelabidin ile dedesinin amcası Hz. Hasan b. Ali'nin kabirleri yanına defnedildi. Cennetü'l-baki'de bulunan mezarlar düzleninceye kadar özellikle İranlılar tarafından çokça ziyaret edilirdi. Çünkü İranlıların Mezhebi Ca'feriyye ona nisbet edilir.

HALİFELİK TEKLİF EDİLİNCE

Ca'fer-i Sadık'ın hayatının bir kısmı Emevî halifeleri döneminde, bir kısmı da Abbasi hilafeti zamanında geçti. Emevî hilafetine karşı ayaklanan Ebu Müslim Horasanî, bir aralık ona mektup yazarak halife olmasını istedi. Ca'fer "Ben halifeliği kabul edemem." dedi ve gelen mektubu yaktı. Çünkü o, mana aleminin halifesiydi. Böyle siyasi bir çekişmeye fiilen girse manevi otoritesini zedeleyip büsbütün yalnız kalabilirdi. Hilafet Abbasi hanedanına geçtikten sonra da bazı halifeler, onun manevi nüfuzundan korkmuşlarsa da, mehabeti karşısında ona saygı duymaya mecbur olmuşlardı. Nitekim ikinci Abbasi Halifesi Ebu Ca'fer Mansur'un kendisini sık sık ziyaret ettiği ve fikirlerine başvurduğu rivayet edilir.

Naklolunduğuna göre birgün Halife Mansur'un yüzüne bir sinek konar. Mansur, her ne kadar sineği kovarsa da bir türlü onu uzaklaştırmaya muvaffak olamaz. O sırada Ca'fer-i Sadık halifenin yanına gelir. Mansur sorar:

- "'ın sineği yaratmasındaki hikmet nedir?" Ca'fer der ki:

- "Zalimlere ve kendine güvenenlere bir sineğe bile güç yetiremediklerini göstermektir.

"YA DEDEM YAKAMA YAPIŞIRSA..."

Ca'fer-i Sadık, çağdaşı zahid alimlerle dosttur. Onlarla bir araya gelir ve sohbetlerde bulunur. Onun sohbetinden yararlanmaya çalışan zahidlerden biri de; Davud Taî'dir. Davud Taî birgün Ca'fer'e gelerek, kalbinin karardığından bahisle, nasihat talebinde bulunur. Ca'fer-i Sadık:

- Sen çağımızın en zahidisin, benim nasihatıma ne ihtiyacın olacak? der. Davud Taî:

- Ey Rasûlü'nün evladı, senin halka üstünlüğün var, onun için senin herkese vaaz etmen lazım, der. Ca'fer-i Sadık der ki:

- Davud, ben kıyamet gününde dedemin benim yakama yapışıp, "bana tabi olmanın hakkını neden ödemedin? Bu iş neseble ve haseple olmaz; zira muameleyle olur" diye çıkışmasından korkuyorum.

Rasûlü buyurur: " Teala, bir kuluna hayır murad edince ona nefsinin ayıplarını ve dünyanın kusurlarını gösterir." Ca'fer, nefsinin kusurunu gören bahtiyarlardandı. Nitekim birgün köleleriyle oturmuş onlara: "Gelin sizinle bir anlaşmaya varalım: Kıyamet gününde hangimiz kurtulursak, birbirimize şefaatçi olmak üzere söz verelim" dedi. Onlar da: "Ey Rasûlü'nün evladı. Senin deden bütün halkın şefaatçısı. Senin bizim şefaatımıza nasıl ihtiyacın olabilir?" dediler. Ca'fer de: "Ben kıyamet gününde, şu halim ve bu fiillerimle dedemin yüzüne bakmaktan haya ederim" dedi. TEVAZUU VE ZÜHDÜ

Nefsini yüceltip benlik güdenleri sevmezdi. Nitekim birgün dolaşırken bir kabileye rastladı. Onlara: "Sizin efendiniz kim?" diye sordu. İçlerinden birisi ayağa kalktı ve: "Ben" dedi. Ca'fer şu karşılığı verdi: "Eğer sen bunların efendisi olsaydın, 'ben' demezdin" Çünkü benlik efendiliğe engeldi. O'nun "benlik" ve kendini beğenme konusundaki şu sözü de çok nefistir: "Evveli korku, sonu özür olan her günah kulu Hakk'a ulaştırır. Evveli güven, sonu kibir olan her ibadet kulu Hakk'tan uzaklaştırır. Kendini beğenen itaatkâr, asi, özür ve afv dileyen asi, itaatkardır."

Ca'fer-i Sadık, zahiddi; fakat zahidliği yün hırkadan ibaret görenlerden değildi. Nitekim çağdaşı Süfyan Sevri, bir gün Ca'fer'i ziyarete geldi. Ca'fer'in üzerinde çok değerli bir elbise olduğunu gördü ve bunu Ca'fer'e yakıştıramayarak: "Siz peygamber soyundansınız. Bu kadar kıymetli bir elbise giyineniz yakışık alır mı?" diye sordu. Ca'fer:

"Böyle olduğuna nasıl kanaat getirdin? Hele elini getirip bir bak onun altında ne var?" dedi. Süfyan elini kaftanın içine sokunca eli kalın kıldan dokunmuş sert yün bir elbiseyle temas etti. Bunun üzerine dediki: "Dıştan giydiğimizi siz insanlar için giyiyoruz ve saklamıyoruz. İçten giydiğimizi de için giyiyoruz ve kimse görüp bilsin, istemiyoruz. Çünkü için olanı gizlemek esastır."

ŞAHSİYETİNDEN ÇİZGİLER

-Fakrı ve Sabrı

Fakrı ve sabrı, zenginlik ve şükre tercih edenlerdendi. Nitekim sordular:

- Sabreden fakir mi, şükreden zengin mi daha üstündür? Şu karşılığı verdi:

- Şüphesiz sabreden fakir, daha üstündür. Zira zenginin gönlü kese ve kasa ile meşgul iken, fakirin kalbi ile beraberdir.

-Dostluğu

Arkadaşlık ve dostluk konusunda güzel bazı nasihatları vardı: "Gerçek müminlerden olmanın yolu insanların seninle nasıl arkadaş olmalarını istiyorsan, senin de onlarla öyle arkadaş olmandır. Kötülerle arkadaş olma ki, sana kötülük öğretir. Böyle biriyle arkadaş olursan başın dertten kurtulmaz. Kötülerin girip çıktığı yere girip çıkan ayıplanmaktan salim kalamaz. Diline sahip olamayan pişmanlık duyar."

-Allah'a yönelişi

İstimdadın halktan değil, Hakk'tan olması gerektiğine inananlardandı. Nitekim kendisini seven bir grupla tenezzühe çıkmışlardı. Nehrin kenarında bulundukları bir sırada talebelerinden biri suyun içine düştü. Üstadı Ca'fer'e son derece bağlı bulunan bu zat, boğulurken "Ya Ca'fer! Ya Ca'fer!" diye istimdâd etti. Fakat suyun dibini boyladı. Sonra birden suyun üstüne çıkan adama Ca'fer sordu:

- "Ne oldu, niye battın, nasıl çıktın?" Adamcağız:

- Ca'fer dedim, battım; suyun dibine varınca 'a istimdad ettim, kurtuldum" dedi. Hz. Ca'fer de:

- "Bu halini koru. Gerçek istimdad budur." dedi.

-Tevbe ibadetten öncedir.

Derdi ki:

Gelin birbirimizi uyaralım, Hakk'a varalım, bey'at kılalım. itaatkar kimse, bu haliyle ucbe düşen kendinde varlık hissedecek olursa asî olur. Asî tevbe ederse mutî olur. Tevbe ibadetten öncedir. Çünkü tevbesiz ibadet sıhhatli olmaz. Nitekim Teala: "Tevbe edenler, ibadet edenler" (et-Tevbe, 9/112) ayetinde tevbeyi ibadetten önde zikreder.

"Bir günah işlediğiniz zaman, 'tan afv dileyin; çünkü en büyük hata, hatada ısrardır" Rızkı daralan kimsenin de istiğfara devam etmesini isterdi. Hakk Teala'yı zikredecek vakitte tövbeyi zikretmek gaflettir. Gerçek zikir, Hakk'ın zikri sırasında masivayı unutmaktır. İşte o vakit kul için Teala herşeye bedel olur. 'ı tanıyan masivadan yüz çevirir" derdi. Çünkü insan 'ı tanımakla masivayı inkar etmiş olur. Masivayı ve ağyarı inkar etmek, O'nu tanımaktan ibarettir; zira halktan kesilen Hakk'a erişir.

-Keramet ölçüsü

Keramet ve istikamet ölçüsünü şöyle anlatırdı: "Nefsiyle nefsi için mücahede eden keramete ulaşır, nefsiyle için mücahede eden istikamete erer, Hakk'a ulaşır."

-Şeref sahibi olmak için

Şeref sahibi, onurlu kimsenin şu dört şeyi yapmaması yakışık olmazdı:

1. Bulunduğu meclise babası gelince ayağa kalkmak.

2. Misafirlere hizmet etmek.

3. Yüz tane hizmetçisi olsa, bineğine yardım istemeden binmek.

4. İlim öğrendiği hocasına hizmette kusur göstermemek.

-İyiliğin kemâli

Ona göre iyilik üç şeyle kemâle ererdi:

1. Yaptığın iyiliği küçük görmekle,

2. Yaptığın iyiliği gizlemekle,

3. İyi ve hayırlı işte acele etmekle.

-Güzel Öğütleri

Sultan ve devlet idarecilerinin kapısında dünyevi menfaat için, yaltaklanmayan ulema ve fukahayı peygamber vekili sayardı. Ona göre akıl kadar ihtiyaç duyulan bir sermaye yoktu. Cahillikten beter bir musibet olamazdı. İstişareden faydalı bir yardımcı bulamazdı. Hasmın akıllı oluşunu bahtiyarlık sayar, beş kimsenin sohbetinden sakınmayı öğütlerdi.

1. Yalancının sohbetinden, çünkü daima aldanırsın,

2. Ahmağın dostluğundan, çünkü sana faydalı olmak istediği zaman bile zarar verir.

3. Cimrinin arkadaşlığından, zira en kıymetli sermayen olan vaktini boşa harcar.

4. Kötü kalplinin yakınlığından, çünkü ihtiyaç anında bile sana sahip çıkmaz.

5. Fasıkın ahbaplığından, çünkü önemsiz lokmaya tama edip seni bir lokmaya satar.

-Oğluna vasiyyeti

Ca'fer-i Sadık'ın oğlu Musa Kazım'a yaptığı şu vasiyet de çok ibretli ve anlamlıdır: "Oğlum vasiyyetimi iyi dinle, söylediklerime dikkat et! Eğer söylediklerime dikkat edecek olursan, mutlu yaşar, hamd ile ölürsün. Oğlum, , kendisinin taksimine kanaat getireni başkalarına muhtaç bırakmaz. Başkasının elindekine göz diken ise fakir olarak ölür. Taksim-i ilahiyyeye razı olmayan, 'a hükmü konusunda töhmet etmiş olur. Kendi günahını küçük gören, başkasının küçük günahını büyük görür. Başkasının günahını küçük görenin gözünde kendi günahı büyük görünür. Başkalarına isyanla kılıç çeken kılıçla öldürülür. Başkasının kuyusunu kazan kazdığı kuyuya düşer. Beyinsiz adî insanlarla düşüp kalkan değerini yitirir ve hakarete uğrar. Alimlerle düşüp kalkan saygı görür. Kötü yerlere girip çıkan töhmete uğrar. Lehinde de olsa aleyhinde de olsa, daima hakkı söyle. Koğuculuk yapmaktan sakın; çünkü koğuculuk, insanların kalplerine kin ve intikam tohumları eker."

Ca'fer-i Sadık'la altın silsile, ehl-i beyt ve Bekriliği birleştirerek yeni bir çehre kazandı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
4- CAFER-İ SADIK (K.S.)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HİZMET MUVAFFAK OLSUN :: UNUTULMAYANLAR :: SİLSİLE-İ SAADAT-
Buraya geçin: